30 Nisan 2016 Cumartesi

Unutulan Duygular

Yorucu bir günün ardından eve gitmek için bindiğim trende, hızla geçip giden ağaçları izlemeye dalmışken kendime geliyorum. Pencereden dışarıyı seyrederken şanslıyım ki bugün oturacak yer buldum diye geçiriyorum kafamdan, 40 dakika daha ayakta kalmaya yetecek gücüm yok doğrusu. Hiç bitmeyecek sandığım günü bitirmenin verdiği rahatlık var içimde. Kulağıma taktığım kulaklıkla radyoda çalan eğlenceli şarkıyı dinliyorum ve dans ederek eşlik etmemek için kendimi zor tutuyorum. Eve yorgun döndüğüm akşamlarda enerjimi yükseltmek için yolda genellikle müzik dinlerim. Ben müziğimi dinlerken bir anda aklıma o zamanlar geliyor, irkiliyorum. Panikle, biraz da belli etmemeye çalışarak etrafta göz gezdiriyorum. İnsanların yüzlerine, oradan giysilerine, ellerine, sonra tekrar yüzlerine bakıyorum. Uyuyan, telefonuyla ilgilenen ya da kitap okuyan birini görünce sakinleşiyorum. Çünkü biraz sonra bomba patlatacak biri uyumaz, kitap okumaz ya da telefonuyla ilgilenmez diye düşünüyorum. 1 ay öncesini hatırlıyorum, Ankara'daki patlamadan sonra kimse uzunca bir süre kendine gelememişti. İlk 2 hafta toplu taşıma kullanmamış, daha sonra korka korka gidip gelmiştim okula. Çok net hatırladığım bir gün var. Yine okuldan eve trenle dönüyorum, cam kenarındayım ve yanımda biri oturuyor. İlk önce çaktırmadan bakmaya çalışıyorum, esmer, siyah saçları ve gür sakalları var. Sakallarını görünce korkuyorum, çünkü televizyonlarda gördüğümüz patlamaya neden olan insanlara benziyor. Biliyorum ki bunu yapacak insan tipi diye bir şey yok, herhangi bir yerden herhangi biri olabilir. Bunu kanıtlayan bir olay geliyor aklıma, 11 Eylül saldırılarında terörist esmer, sakallı ve doğuluyken, 17 Temmuz Oslo katliamındaki terörist beyaz tenli, batılı ve eğitimliydi. Ama yine de insanın zihnine yerleşen algı, beni yanımda oturan sakallı adamdan korkmaya itiyordu. Uyumuyordu, kitap okumuyordu ya da telefonuyla ilgilenmiyordu. Birkaç defa trenden inmeyi düşünüp sonra vazgeçmiştim. Kendim için değil ailem için endişeleniyordum. O 40 dakika sanki 40 saat gibi geçmişti. Devamlı dua ediyordum, yanımdaki sakallı adamdan başka hiçbir şey düşünemiyordum. Kötü hiçbir şey yaşamadan trenden inebildiğimde derin bir nefes almıştım. O gün belki de çok masum bir insandan şüphelenmiştim. Şüphelenmek zorundaydım da çünkü kendimi koruyabilmemin tek yolu tehlikeli olduğunu düşündüğüm bir şeye temkinli yaklaşmaktı. Sonra farkettim ki sadece 4 haftalık bir zaman diliminde korkularım azalmış, hatta tükenmişti bile. Çok üzücü ki o günlerin aksine bugün etrafımda ne olup bitiyor ilgilenmeden kulaklıklarımı takıp müzik açabiliyorum ve her insan gibi yaşanan kötü şeyleri unutup, o günlerde aldığım tedbirleri bugün almıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder