25 Nisan 2016 Pazartesi

Resim ve Heykel Müzesi

Namazgah Tepesi'ne ulaştık. Şimdilerde hastanelerin merkezinde olan bu yer, Türk Ocağı binasına ev sahipliği yapıyor. Bina benzersiz bir işçiliğe sahip ve 1975 yılından beri Resim ve Heykel Müzesi olarak faaliyet gösteriyor. Müzeyi gezmeden önce bahçede biraz vakit geçirdik. Çevreyi inceleyerek etraftaki binaların mimarisinde geçmişle bugün arasındaki bağlantıyı bulmaya çalıştık. Osmanlı Cumhuriyeti zamanlarında inşa edilen her bir yapı eşsizken, bugünkü yapıların özgünlükten ne kadar uzak olduğunu farkettik.

Ağır adımlarla bir yandan etrafı incelemeye devam ederek girişe doğru ilerledik. Sağ tarafta bizi beyaz mermerin üzerine yazılmış Gençliğe Hitabe karşıladı. Daha sonra öğrendim ki, modern Türk alfabesinin henüz yaygınlaşmadığı dönemde yaptırmış bu mermeri Mustafa Kemal Atatürk. Yeni edindiğim bilgiler aklımda, yavaş yavaş merdivenleri çıkmaya başladık. Bu noktadan sonra Resim ve Heykel Müzesi'nde olduğumuzu anladım. Merdivenler salonlara açılıyor, salonlar labirent gibi koridorlara, koridorlar tekrar merdivenlere ve böyle devam ediyordu. Her bir adımda yeni bir resim, yeni bir dünya, yeni bir hayal gücüyle karşılaştık.
Bu gezide Nuri İyem'i tanıdım. Orada bulunan birkaç resminde de hep aynı yüz hatları vardı, hepsi birbirine benziyordu. Ben sanatçının tarzının bu olduğunu düşünürken, çalışmalarındaki bu yüzün sanatçının ölen kız kardeşine ait olduğunu öğrendiğimde farklı anlamlar kazandı resimler benim için. Biraz daha ilerledik ve Osman Hamdi Bey'in Silah Taciri adlı eserini inceledik uzunca bir süre. Tıpkı yazı gibi, bir resmin de sadece resim olmadığından, görünenin ardında çok farklı anlamlar taşıdığından, Osman Hamdi Bey'in de bu eserinde bunu çok güzel başardığından bahsettik. Dikkatimi en çok çeken eserler ise Hüseyin Yüce-Peyzaj, Alaattin Aksoy-Barış ve uzun süre bakakaldığım Hüsamettin Koçan'ın İsimsiz adlı eseri oldu. Dikkatimi heykellerden çok resimlerin çektiği düşünceleriyle yürümeye devam ediyordum ki düşüncelerimi bölen bir şeyle karşılaştım. En az resimler kadar etkileyici bir heykel duruyordu önümde. Bir bulut demir çubuklarla ne kadar güzel anlatılabilir bunu ispatlamak istermiş gibi yapmıştı sanki sanatçı bu eserini.


Resim ve Heykel Müzesi herkesin gidip görmesi gerektiğini düşündüğüm bir yer oldu benim için. Fakat ya gidip saatlerce orada vakit geçirmek gerek ya da birkaç günde gezmek gerek. çünkü bir güne sığdırılamayacak kadar çok bilgi, tarih ve kültür barındırıyor Türk Ocağı binası. Burası her gidildiğinde insana farklı bir yönünü gösterecek, her gidildiğinde farklı bir keyif verecek tarih ve bilgi kaynağı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder